Mustafa Kemal’in sesi

 

saat dokuzu beş geçe

yankılandı tüm yörede:

Ağlama sus yavrum,

bu gün matem günü değil!

gülen yüzün bana armağan,

sizler gülüp el ele verdikçe

büyüyecek bu vatan.

tüm yollar bana gelir,

siz bilikle yaşadıkça…

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

9 Kasım

Çocuk

Dün çarşı çıktım.  Herkeste bir telaş bir yerlere yetişme kaygısı ve bununla gelen unursamazlık. Bir an kendimi balta girmemiş vahşi bir ormanda  devasa yabanıl bitkiler arasında yol bulmaya çalışan bir maceraperest gib hissettim. Önümden telaşla yürüyen bir anne kızda benimle durumdaydı. Üç yaşlarında kız çocuğu annesinin elinden tutmuş kalabalığın içinde koşar adımlar ile ilerlemeye çalışıyordu. Aşmamız gereken güçlükler sadece umarsızca kalabalık değildi aynı zamanda çarpık kaldırımlar, kural tanımaz arabalardı da.

Genç anne kızının kolundan çekiştirere kendini güçlükle araçları arasından karşı kaldırma attı. Küçük kız ise annesinin yürüşüne uymaya çalışıyordu. Küçük bedenin alışık olmadığı bu koşulturmada daha fazla dengesini sağlayamadı ve kaldırım taşına takılıp düştü. Daha doğrusu annesin eline asılı kaldı. Son anda kızını yere düşmekten kurtaran genç kadın iki tokat  aşketti. Ne biçim yolda yürümekti o öyle, doğru düzgün yürüyemez mirdi?…  Sonrası bildiğiniz malüm manzara çocuk ağlar, anne daha çok kızar…

Aklıma sınıf öğretmeni bir arkadaşın anlatıkları geldi. Yıllar önce mezun ettiği bir öğrencisi beni iyki o zaman bana o tokatı atmışsını demiş. Çocuğun tokatı yeme nedeni  mi?  sınıfa maketbıçağı getirmesi. Bıçağın sınıfa elişi dersi için gelmediğide kesin.

Acaba günün birinde bu küçük kız da anne beni iyki tokatlamısın diyecek mi? Dayağı kanıksayacak. Günün birinde o da kızına yolda düzgün yürüyemediği veya ödevini yapmadığı için bir tokat aşkedecekti.

Yetersizliğin ve hatanın karşılığı dayak mı olmalı? Kızgınlığın  ve kaygının ifade etmenin tek yolu  şiddet midir? Bunların yerini alacak daha insani davranışlar edinilemez mi?  

Elbetteki dayak bir cazalandırma yöntemi değildir, elbetteki kızgınlık ve kaygı insani duygulardır ancak bunu ifade için şiddet bir yöntem olamaz. Ve elbete ki bunun için annebabalara ve öğretmenlere olumlu iletişim yöntemlerini edinmelerini sağlayan programlar var. Ama değişmek ve birşeyleri değiştirmek isteyen ne kadar annababa  ve öğretmen var bunu bilemiyorum. Kesinlikle emin olduğum bir şey var:  o da evde ve sınıfta dayak bitmediği sürece ne sokakta şiddet durur ne de işkenceler sona erer.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

8 Kasım 2010

Çocuk

Kitaplarla Eğitim

Çocuğumuzu yetiştirirken nasıl bir yol izleyeceğiz, kimi veya neyi referans alacağız?  En doğru ve güncel bilgiyi nasıl edine biliriz? “Annem böyle yapıyordu ben de böyle yapıyorum” demek de kimi zaman doğru kimi zaman yanlış olabilir, ama kesinlikle daha kolay olandır. Tabi çocuğumuzun yaptığı her hareketimizi kitaplara açıp bakmakta doğru değil. Kitaplar anne baba olarak görüş geliştirmemiz, tutarlı tutum oluşturmamış açısından bizi besleyen kaynaklardır.

Çocuğumuzun eğitimine yardımcı olacak doğru kitapları seçmek son derece önemli. Bu alanda yayınlanmış birçok kitap var. Çoğu zaman hangisin seçeceğimizi bilemiyoruz.

Popüler eğitim kitapları konusunda bilinçli hareket etmeli, idealı sloganlar ile çıkan aspirin kitaplardaki tavsiyeler konusunda dikkatli olunmalıdır. Böylesi kitaplarda verilen adımlar her çocuğa uymaz ve karşılaştığımız problemleri çözmede de yetersiz kalır. Şunu kesinlikle unutmamalıyız kitaplarda verilen gelişim adımları yaklaşık olarak verilir. Her çocuğun kendine özgü gelişim çizgisi vardır.

Kitap bir şey yapmayı önerirken neden önerdiğini ve nasıl işleyeceği gibi bilgileri içermelidir.  Kendimizle ilgili farkındalığımızı artırmalı, çocuğumuzla ilgili düşünmeye sevk etmelidir.  

Okuma Listesi

Yüksel EQ’lu bir Çocuk Yetiştirmek, Lawrence E. Shapino

Ana Baba Okulu, Haluk Yavuzer

Freud’a Ne Yaptık da Çocuklarınız Böyle Oldu? Catherine Mathelin

Dikkat Geliştiren Oyunlar, Nejla Tuzcuoğlu, Semai Tuzcuoğlu

Çocuktur Geçer, S.A. swedo, H.L. leonard

Çocuk Sorunlarına Yapıcı Çözümle, Çetin Özbey

Gerçekten Beni Duyuyor musun? Leyla Navaron

İletişim Çatışmaları ve Empati, Üstün Dökmen

Çoklu Zekâ Teorisi ve Eğitimi, Ahmet Saban

Çocuğuma Sevgiyi ve Cinselliği nasıl Anlatırım? George Schwikart

Değişen Toplumda Aile ve Çocuk, Atalay Yörükoğlu

Düşe Kalka Büyümek, Yankı Yazgan

Çocukluğun Yok Oluşu, Neil Postman

Çocukluk Felsefesi, Gareth B. Matthews

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

7 Kasım Pazar

Kahve

Taksimdeki patlamanın üzerinden nasıl olduğunu anlamadan bir hafta geçiverdi. Yaralar sarıldı. Yaşam tüm hızı ile izleriin üzerine geçip yok etti.

Önce Oktay Ekşi’nin sözlerini attıştık, ne söylediğimi değil nasıl söylediğini. Laf kalabalığını arasında söyledikler, söylemek istedikleri kaybolup gitti.

Olanları  ölçüp tartmaya fırsat bulamadan CHP de olanlar izlemeye koyulduk. Seçime kısa bir süre kala seçi çalımaları başlaması gerektiği bir zamanda yine kendi dertlerine düştüler. Herşey durdu sanki perdede sadece onların oyunu… ve yine muhalefetsiz kalıverdik.

Amerika’da seçimler oldu, Obama’nı partisi kaybetti. Biz tartışrık. Bayan Obama hintli çocukla ile seksek oynadı biz izledik.

Bunları izlerkende Gökçeada’nın paramparça edilen Rum mezarlığını, Manisa’da küpe taktığı için görevden alınan öğretmeni, 12 yıllık muhtarın okuma-yazma bilmemesini, patron sizin yazılarınız yüzünden AKP’li belediyelerden ihale alamaz hale geldi denilerek işine son gazeteciyi kaçırı vermişiz. Dünyayı izlerken, “önemi”olayları takip ederken yerimizde yöremizde olanları kaçırı vermişiz.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

5 Kasım 2010

Kitap

Bir Kış Akşamı Eğer Bir Yolcu…

 

Onunla ilk kez bir kitapçıda karşılaştık. Galatasaray’da yayın evinin satış mağazasında. Mağazaya girer girmez onu gördüm. Girişin karşısında öylece duruyordu. Bakıştık, ılık bir karanlığa dalmış gibi oldum. Bana soruyordu; klasikleri neden okumalı? Evet, neden okumalıyım? Farklı bir merhabaydı onun kisi. Kara kapağının altından kulağıma fısıldadı. Haydi, gidelim. Sana anlatacak çok şeyim var. Onu alıp çıktım. O gün bana uzun uzun anlatı klasikleri: odesayı, Robinson crusoe’u, Standal’ı, Balzak’ı anlatı. Sonra onu okuma coşkusunu paylaştığım yere bıraktım. O günden sonra bir daha görmedim ve kaybettim onu.

Uzun zaman sonra katıldığım bir toplantıda. Onun üzerine uzun uzun konuştuk. Onu mutlaka görmeliydim kendi kendime. Nerede bulacağımı biliyordum. Hemen ertesi gün erkenden o mağazaya, onunla ilk karşılaştığımızı yere gittim. Onun durduğu yerde başka bir adam vardı. Yanına gittim benimle ilgilenmedi bile. Başka bir yerdeydi sanki. Mağazanın arka tarafına yöneldim. Orda olmalıydı. Tavana kadar uzanan rafların önden geçtim. Kalabalıktı, kadınlar, adamlar bana bakıyordu. Kimiler kulağıma seslendi. Aldırmadım ben onu arıyordu. Ortada masada yeni gelenler, üzerlerinde hoş kokuları akıl çeliyordu. Ben onu arıyordum. Yoktu. Mağazanın en arka köşesine kadar ilerledim. Oradaydı, kalabalığın arasında sıkışıp kalmıştı.

Selam dedi. Seni arıyordum. Ben buradayım. Geçen gelişimde seni gördüm. Ardından seslendim, ama beni duymadım. Duymadım. Üzerinde siyah yuvarlak bir etiket vardı: ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap’tan biri. Onu fark ettiğimi anladı. Bu günlerde bunun la ilgileniyorum. Uzun bir liste, çok fazla zamanımızı alır. Bundan konuşmayalım. Hem genellikle hakkında birçok şey insanın o kitabı okuma isteği kalmıyor. Klasikler gibi değil mi? Evet. Onlar fırsat verilmesini bekliyorlar. Ama bazıları ne olursa olsun cazibesini yitirmiyor. Okuruna bağlı. Sana okur hakkında anlatacaklarım var. Bir kahve içelim mi?

Bana neler söyleyeceğini merak ediyordum. Onu da alıp doğruca kendimi şimdilerde moda olan kahve dükkânlarından birine attım. Amerika usulü İtalyan kahvemi alıp kalabalığın arasında kendime bir yer buldum. Merak içindeydim:

İtalo Calvino’nun Bir kış gecesi eğer bir yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toplan. Zihnindeki tüm düşünceleri kov gitsin…

Kalabalın içinde tek başına yalnız başına bir ben bir o. Okumak… Görmez kutumun içinde bir başına sayfaların arasında kaybolmak…

Elindeki fotoğraf makinesine bakıp bakıp gülen turist, bilgisayarın başındaki adam, karşı masadaki kafa dinlemeye gelen yaşlı adamda hepsi dışarıdalar. Hemen yanındaki masadaki koklaşan genç çift, elimdeki kitaba bakıp da bakmıyormuş gibi yapan genç kız. Onlarda da dışarıdalar ben bir başıma okuyorum. Kalabalığın içinde bir başıma…

Kelimeler su gibi akıp gidiyor, sayfalar tükenmiyordu. Farklı, emek isteyen, çaba gerektiren bir deneyim. Okumak hiç de kolay değil, emek istiyor. Ben ise bir çırpıda olsun bitsin istiyorum. Sayfalardaki sözler içime dolu versin. Hayır diyor,  emek vermelisin, çaba göstermelisin, kendini de katmalısın yazıya. Tüm yükü benim omuzlarıma yüklemek niye. Hepi topu bir bölüm… Bu kadar yeter, diyor, kalanını yarın okursun. Ama… Sen günlerimi gecelerimi verdim onu yazmak için sende aynını yapmalısın. Okumakta yazmak gibi sabır ister…

Sabret ve emek ver ya da ilk sayfadan bırak gitsin. Yorma kendini anlayamam de. Hayır, okuyacağım, istiyorum… Yavaş ve sakin, telaşa düşmeden son sayfasına kadar… Gülümsedi, o zaman yarın görüşürüz. Şimdi dersine git.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

4 Kasım 2010

 

Çocuk

Çocuklar ve Hayvanlar

Çocuklar hayvanlar ile birlikte olmak ve hoş deneyimler edinmek ister, yetişkinler ise onlardan gelecek zararları düşünerek buna yanaşmaz. Gerçekten hayvanlar çocuklar için zararlı mı? Yoksa çocuklarımıza karşı fazla koruyucu mu davranıyoruz? Korkularımızın bizi ele geçirmesine izin mi veriyoruz? Peki, çocuklarımızı hayvanlardan uzak tutmamız onları nasıl etkiliyor, onları korumaya çalışırken zarar veriyor olabilir miyiz?

Doğal hayattan soyutlanmış yaşantımız bizi hayvanlara karşıda yabancılaştırdı. Onları tanımıyor, onlarla nasıl yaşanır bilmiyoruz. Bu bilinmezlik ise korkuyu ve korunma dürtüsünü birlikte getiriyor Tanımadığımız bilmediğimiz karanlıkta kalan şeyler bizi hep korkutmaz mı? Genelliklede Şehir insanları için hayvanlar kimi zaman bir bilinmez kim zaman ise kötü bir deneyim ibaret.

Çocukluk dönemindeki deneyimler çocuğun gelişiminde önemli rolü vardır. Davranış ve tutumlar ile ahlaki değerlerin edindiğimiz kazanımları yaşam boyu kullanmaktayız. Bunun içindir ki; yaşlanan dünyamızda çocukların diğer canlılar ile edindikleri deneyimler daha da önemli.

Çocuklar için hayvanlar ile olan deneyimleri büyüleyicidir. Dünyada Pek az şey bir çocuklara hayvanın verdiği güven duygusunun verebilir. Başka ne küçük kedi elinizi yaladığında, iri bir köpek size dokunduğunda veya bir başkasının yumuşacık tüylerini okşadığınızda verdiği hissi verebilir. Ev hayvanı ile oynamak, çocuğun gününü aydınlatır. Çocuklar ve hayvanlar arasındaki bağ her kültürde aynıdır. Yakından baktığımızda Erzurumlu çocuğun ineği ile veya İstanbullu bir kızın kedisi arasında aynı derin bağı görebiliriz. Diğer bir değişle hayvanlar bize duygularımızı paylaşmayı öğretir.

Çocuk, bir ev hayvanın bakımını üstlenmekle kendine güvenini artırır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Ayrıca hayvanını beslerken kendi yaşamları ve beslenme düzenleri hakkında da pek çok şey öğrenir.

Çocuklarımızı hayvanlardan uzak tutuğumuz her an onları yaşayacakları birçok güzel duygulardan ve yaşam boyu faydalı olacak anlamlı deneyimden de uzak tutmuş oluyoruz.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

3 Kasım 2010,

Oktay ekşi 27 Ekim 2010 günü bir yazı yazdı ve hayatı değişti.

Sözünü ettiğim 28 Ekimde yayınlanan “Az demişiz” başlıklı yazısı. Hürriyetteki köşesinde önce Yazısında kullandığı sözler nedeni ile önce özür yazısı,  ertesi günde gazetedeki görevinden ayrıldığını yazan başka bir yazı görüyoruz. Artık Hürriyette Oktay ekşi yok.

Bu gün Basın Konseyi Başkanı olan Ekşi bu görevinden de istfa ettiği haberi ajaslara düştü. şimdilik bu görevi devam ediyor. Son haberlere göre Kurul, istifayı kabul etmemiş, sadece yazı nedeni ile uyarı cezası vermiş. Bu konudaki gelişmeleri göreceğiz. Umarın Ekşi’nin yazılarını okumaya devam edebiliriz. Onun temsil ettiği sağduyu ve nezakete basının her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Tüm bunşarın dışında benim merak ettiğim ise İkizdere Vadisine ne olacak. Oktay Ekşi!ye kantarın topuzunu kaçırtan vadisinin akıbetini belirsizliğini koruyor.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın